Eminhaber.Org
Ana Sayfa GAZİOSMANPAŞA, MANŞETLER 5 Ocak 2020

Uzmanlar uyarıyor! 40 yaşından sonra Kalp Kontrolü çok önemli

Son yıllarda pek çok nedenden dolayı meydana gelen kalp rahatsızlıkları ile damar hastalıkları birçok insanın kabusu haline gelmiş durumda. Dünyada tıbbi alanda teknolojik gelişmelerin yaşandığı bir dönemde Türkiye’deki tıbbi gelişmeleri ve tedavisi yöntemleri konusunda bilgi veren Gaziosmanpaşa Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nuri Kurtoğlu Emin Haber’e konuştu.
Uzmanlar uyarıyor! 40 yaşından sonra Kalp Kontrolü çok önemli
Depoglobal Ali Baba Halı Yıkama

Haber: Tuğçe HUY/Emin Haber… Kalp ve Damar Hastalıklarına dair tıbbi alanda, teknolojideki son gelişmeleri aktaran  ‘İnvaziv Kardiyoloji’ uzmanı Kurtoğlu, kendini tanıttıktan sonra bu alana dair şu bilgileri verdi; “İsmim Nuri Kurtoğlu 50 yaşındayım. Kardiyoloji uzmanıyım. 1993 ile 1997 yılları arasında Koşuyolu Kalp Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ihtisasımı tamamladım. 1997’den 2001’e kadar aynı hastanede Baş Asistan olarak görev aldım. 2001 ve 2003 yılları arasında Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde çalıştım. O tarihten beri de değişik sağlık kuruluşlarında görev almaktayım. Son 10 yıldır da İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi’nde Kardiyoloji Anabilimdalı Başkanlığı ve  İnvaziv Kardiyolog olarak çalışıyorum.  Evliyim bir kızım var”  

“Ben invaziv kardiyoloji uzmanıyım. İnvaziv kardiyoloji ise şu demek; daha girişimsel yöntemlerle yani hastanın vücudunun içerisine girerek daralmış, tıkanmış kalp damarlarının, balon stent yöntemleri ile açılması ve yine beyne giden damarların böbrek damarlarının balon yöntemleri ile açılması demek. Yani başka bir değişle; doğuştan olan kalpteki bir takım deliklerin bazı cihazlar ile kapatılması, genişlemiş Aort denilen damarların Anevrizma dediğimiz genişlemeleri, stentler ile tedavi edilmesi, bacak damarlarının tıkanıklığının açılması gibi. Yani herhangi bir cerrahi yöntem kullanmadan herhangi bir kesik veya ameliyat olmadan, tıkalı olan damarların açılması olarak tanımlanabilir”

KALP KRİZİ DAHİ OLSA İLK YARDIM HAYAT KURTARABİLİR

‘Hangi koşulalar altında kalp ameliyatı olunması gerekir?’ sorumuza yanıt veren Kurtoğlu, kalp ameliyatları konusunda bilinmesi gereken durumları anlattı; “En önemli noktalarından bir tanesi özellikle kalp krizi geçiren hastalara kalp krizi geçirdikleri esnada müdahale edilerek tıkalı damarların açılması onları hayata döndürüyor. Bu anlamda yaptığımız iş çok önemli. Toplum içerisinde kalp krizi geçirdiğinde şüphelenilen bir kişinin yanındaysanız veya o kişi sizseniz ne yapılabilir. İlk etapta çok basit bir Aspirin çiğnetilebilir hastaya 300 miligram Coraspin denilen asetilsalisilikasit çiğnetilebilir. Rahat bir ortamda yatabilir hasta, hastaya tansiyon ölçümü şansınız varsa tansiyon ölçülebilir. Tansiyon düşükse ayakları kaldırılabilir ama kalp krizleri kişilerin kendi başlarına tedavi edebilecekleri bir hastalık değildir. Mutlak surette ilk yapılması gereken 112’yi arayıp ambulans çağırmaktır. Çünkü kalp krizinin çoğunda hasta hayatını ilk bir saat içerisindeki ölümcül olabilen hızlı kalp atımları kalp taşikardi kalp ritim bozukluğundan dolayı kaybederler. Bunlarında tek tedavisi elektrik şokuyla bu ritimlerin düzeltilmesidir. Bu elektrik şoku verebilen cihazlar, defibilatör olarak adlandırılır ve sadece hastanelerde ve ambulanslarda bulunmaktadır. Dolayısıyla mutlaka hastalığı kalp krizi geçirdiğinden şüpheleniyorsak 112’yi aradıktan sonra hastaya bir Aspirin verip daha rahat bir ortamda tıbbi tedavi yapabilecek Medikal işçiler gelene kadar rahat ettirmek olabilir”

‘SON 15 YILDIR BU ALANDA TEKNOLOJİK GELİŞMELER OLDUKÇA İLERLEDİ’

“Ben yaklaşık 25-30 yıldır bu işi yapıyorum. Yani tıkalı damarların stent denilen yöntemlerle açılmasında çok uzağa gitmeye gerek yok 1980’lerin başından itibaren yapılmaya başlandı hani bakıldığı zaman aslında 40 yıllık bir süreç ne değişti bu süreçte? Bu süre zarfında kullanılan stent materyallerinin teknolojik olarak iyileştirilmesi sağlandı. Eskiden bu stentler normal çelikten Kobalt kromunyum gibi sert ve tellerden yapılırdı ki hala da öyle yapılıyor ama bu takılan stentlerin çoğu %30 40 oranında yeniden daralma ve tıkanma gösterirdi. Çünkü insan vücudundaki bağışıklık sistemi takılan stenti yabancı bir cisim olarak algılar ve bir şekilde kendince iyileştirmeye çalışırken çıkardı. Böyle olunca teknolojik yeni iyileşmeler söz konusu hale geldi. Bu takılan stentin üzerinde bağışıklık sistemini lokal olarak baskılayan bir takım ilaçların yüklenmesi söz konusu oldu. Bu ilaçlar bu sayede stent takıldıktan sonra o ilaçlar o bölgede lokal olarak salınarak bağışıklık sisteminin postentleri tabiri caizse görmemesine ve damarın tekrar tıkanmamasını temin etmiş oldu. Bu sayede yeniden daralma dediğimiz restenoz denilen risk %5’lerin çok daha altına düşmüş durumda. Stent platformlarının bu takılan stentlerin yapıldığı metallerin inceliklerini azalması; çok daha zor yerlere, kıvrımlı ve kireçli yerlere bu stentlerin takılabilmesine olanak verdi. O anlamda eskiden baypas tedavisi ile ancak tedavi edebilen hastaların birçoğu stentlerle ameliyata gerek kalmadan tedavi edilebilir hale geldi. Korener damarların bu şekilde stentle açılmasının yanında, teknoloji kalp kapaklarında da yöneldi. Kalpte var olan kapaklar hastanın yaşlanmasına bağlı kireçlenmeyle, geçirilen bir takım romatizmal hastalıklarla kalpte büyümelerle fonksiyonlarını yerine getirememe başlıyor. Bu durum kapaklarda kaçaklar ve daralmalar söz konusu olabiliyor bu öyle olduğu zaman bu hastaların yine ameliyattan başka şansları önceden yokken, şu anda yine kasık denilen kasıktaki atardamarlardan girilerek kalp kapaklarının ameliyatsız değişimi gündeme geldi. Son 15 yıldır da teknoloji bu konuda hızla ilerliyor, bazı yüksek riskli hastalar, orta riskli hastalar bu sayede TAVI yöntemiyle tedavi edilebilir hale geldi. Yine Kalpteki mitral kapak kaçakları, kalpte büyümeye bu sayede hastalarda çabuk yorulma, nefes darlığı ve Ömür kısalığına yol açar. Bunlar da mitraclip denilen mitral kapağın kapağı Türkçe mandallama olarak çevirebileceğimiz mandal tedavisi ile kaçakların azaltılması söz konusu. Yani teknoloji; cerrahi yönde, daha invaziv, daha agresif tedavileri hızla ortadan kaldırılmasını daha doninvaziv, daha minimalist yaklaşımların yapılabilir hale gelmesine neden oluyor. Baş döndürücü bir hızla gerçekten ilerlemeler söz konusu belki daha önümüzdeki onlu, yirmili, otuzlu yıllarda ameliyat olan hasta sayısı çok daha azalacak”

‘HERYIL 350 BİN HASTAYI KAYBEDİYORUZ’

“Dünyada en çok Kardiyovasküler hastalıklar yani kalp hastalıkları nedeniyle ölümlerin yaşandığından bahseden Kurtoğlu, ülkemizde her yıl 350 bin kişinin bu hastalıklardan dolayı kaybedildğini belirterek bu ölümlere neden olan faktörleri sıraladı.  “En çok Kalp Damar Hastalıklarında, ‘koroner arter hastalığı’ dediğimiz yani kalp kasının kendisini besleyen kalbin üzerinde seyreden damarlar toplumda bu çok sık kardiyovasküler hastalıklar, dünyada bir numaralı ölüm nedeni. Ülkemizde de aynı şekilde bir numaralı ölümü teşkil ediyor. Her yıl 350 bin kişi kaybediliyor ülkemizde, bunun büyük çoğunluğunu kalp damar hastalıklarında kayıplar oluşturuyor. Toplumda beslenme alışkanlıklarının değişmesi, hipertansiyon sıklığının artması, sigara içiciliği, yine kilo, hareketsizlik, kolesterol gibi birtakım risk faktörlerine koroner damarlar daralmakta işlerini plak denilen aterom plağı tetikliyor. Aterom plak denilen bir takım tıkaçlar daralıyor bu koroner damarlar en sık bunları görüyoruz. Yani gene bir rakam vermek gerekirse toplumda ortalama kardiyovasküler hastalık yüzde yediler civarında düşünülebilir. Yani her 100 kişiden 7’sinde kalp-damar hastalığı, yani kalp damarlarının plaklar ile yani temelini kolesterol dinlen yağın oluşturduğu bağ dokusu kan hücrelerinin oluşturduğu tıkaçlarla tıkanması toplumda en sık bunlar gözüküyor. Yani hep damar hastalıklarının yüzde 6’lar 7’ler de olduğunu gösterir düşünürsek bunun da yaklaşık yarısını kalp koroner arter hastalıkları oluşturuyor”

‘DEĞİŞTİRİLEBİLİR VE DEĞİŞTİRİLEMEZ BİR TAKIM RİSK FAKTÖRLERİ VAR’

Kendi alanı içinde bulunan ‘bilekten Anjiyo’ konusunda bilgi Veren Kurtoğlu; “Bilekten Anjiyo, ne kadar noninvaziv kadar hastaya az hasarlandırıcı ve ne kadar az kanamaya yol açan bir tedavi olduğuna göre değişiyor. Yani ne kadar az travmatize edersek hastaları okadar kanama riskini, olası komplikasyonları azaltıyoruz. Şimdi bu el bileğinde  bulunan radial arterden atardamarların çapı 2 milimetre civarında dolayısıyla ve çok kolay basılarak kanaması durdurulabilir. Fakat işte kasıktan yapılan anjiyolarda femoral arter denilen atardamarların çapları elbette daha büyük yani 1 santimetre yakın, 8-10 milimetre gibi düşünün, dolayısıyla buralar kanamaya daha yatkın ve işlem sonrasında hastanın daha büyük damarları olduğu için hareketsiz bir şekilde üç-dört saat yatakta sırt üstü yatması gerekiyor. Yatamayan hastalar anjiyoda sıkıntı yaşayabiliyor ama el bileğinden yaptığınız zaman hastanın yatması söz konusu değil. Normal mobilizasyonları anjiyodan sonra yapıyor bandajla kapatıyoruz çok daha küçük bir damar olduğu için kanama ihtimali çok daha az oluyor çok daha konforlu hasta için. Dolayısıyla tıbbi uygulamalar hastanın konforunu artıracak şekilde evriliyor her zaman. El bileğinden anjiyo yapıldığı gibi anjiyoda tespit edilen darlıklarında yine el bileğinden işte balon stent yerinden yöntemlerle açılması mümkün günümüzde. Hastalığın tedavisinden ziyade kişinin hasta olmamasını sağlamak çok da önemli. Bir takım değiştirilebilir ve değiştirilemez risk faktörleri var. Değiştirilemez risk faktörlerine elden gelen bir şey yok, bir şey yapamıyoruz. Nedir bunlar; genetik yatkınlık yani aile üyelerinde daha büyüklerde kalp-damar hastalığının olması kişiyi de risk altında bırakıyor. Bir değeri nedir yaşlanmak; yaşımızda durduramıyoruz, gittikçe yaşlanıyoruz, yaşlandıkça vücut damarlarında da işte kireçlenmeler sertleşme oluyor. Bunlar ileri boyuta geldiği zaman kalp-damarlarında tıkanıklıklara yol açıyorlar. Bir diğer değiştiremediğimiz de cinsiyetimiz. Yani cinsiyetimizi değiştiremiyoruz, erkeklerde östrojen hormonu olmadığı için Norman olmadığı için bu kalp-damar hastalığına yakalanma konusunda çok daha riskli kadınlara nazaran, erkeklerle kadınlar arasında yaklaşık bir 10 yıl vardır. Menopozdan yaklaşık 10 yıl sonra kadınlar ancak erkeklerle kalp damar hastalığı yakalamak konusunda eşit hale geliyorlar. Onun için erkek olmak da yine bir risk. Ailesinde erkeklerde çok sayıda kalp damar hastalığı varsa o kişi erkek cinsiyetindeki kişi yaşlandıkça kalp- damar hastalığına yakalanma riski artıyor”

‘TUZLU YEMEK, HAREKETSİZ YAŞAM VE KİLO’ KALP HASTALIKLARINA DAVETİYE ÇIKARIYOR

“Toplumda kalp ve damar hastalıklarına yakalanmama konusunda bir takım değiştirilebilir faktörlerinin olduğunu söyleyen Kurtoğlu, şunları söyledi; “Bizim bir de değiştirilebilir risk faktörlerimiz var. Unların başında beslenme alışkanlıklarımız geliyor. Yani yediğimiz, içtiğimiz şeylerin ne kadar katı yağlardan, ne kadar trans yağlardan, doymuş yağlardan zengin olduğu çok önemli. Çocukluk çağlarından itibaren bu şekilde yanlış beslenen hayvansal yağları çok tüketen katı yağları, trans yağları yani hazır yiyecekleri çok tüketen kişiler zaman içerisinde damarlarında kandaki kolesterolün yükselmesi ve damarları tıkanması ile hastane gelebiliyorlar. Bir diğer değiştirebileceğiniz risk faktörünün başında sigara geliyor. Çok önemli! Toplumda sigara içiciliği; Türkiye’de son yıllarda erkeklerde azalsa da kadınlarda artıyor ve hala çok yüksek oranlarda içiliyor. Sigara mutlak surette çok önemli bir risk faktörü, sadece tek bir sigara içmek kalp krizi geçirme riskini bir buçuk kat arttırıyor. Sigara değiştirebilir faktörlerin en başında geliyor. Bir başka değiştirilebilir faktörün başında, içerisinde hipertansiyon, yüksek tansiyon var. Bu da yine toplumda nasıl değiştirilecek? Hipertansiyon oluşması için risk faktörleri de aslında Kalp-Damar Hastalıkları risk faktörlerine benziyor. Nedir? Tuzlu yemek, hareketsiz bir yaşam ve kilo bunların hepsi tansiyonu tetikleyebilir. Tansiyonda korneal kalp hastalığını tetikleyebilir. Dolayısıyla beslenme olarak; az tuzlu, az yağlı ve unlu gıdaları daha az tüketerek sağlıklı bir kiloya, buna bağlı olarak işte şeker hastası olmamaya, hipertansiyon hastası olmamaya ve dolayısıyla daha az kalp hastası olmaya çalışabiliriz. Hipertansiyon, şeker hastalığı ve sigara çok önemli 3 risk faktörü. Onun dışında sosyal yalnızlık, depresyon, psikolojik rahatsızlıklar, ruhsal sorunlar mutlaka kalp hastalığına neden olabilir. Riski arttırır yine çevre kirliliği, hava kirliliği ve hatta gürültü kirliliği bile kalp-damar hastalığı ile ilişkilendirilmiş yapılan çalışmalarda”

‘40 YAŞINDAN SONRA KALP KONTROLÜ ÇOK ÖNEMLİ’

“Kişi kendini kontrol ettirmesi özellikle erkeklerde 40 yaşından sonra çok önemli. Toplumda ani hayat kayıplarını görüyoruz; işte spor yaparken,  hareket halindeyken. Şunu insanlar bilmeli! 35 yaşından önce ölümlerin çoğu doğumsal kalp hastalıkları ile oluyor. 35 yaşından sonra ise az önce bahsettiğimiz koroner kalp hastalıkları ile oluyor. Kişi mutlaka ömrü hayatında bir kalp kontrolünden geçmeli, bu sayede olası kalp-damar tıkanıklıklarını vakitlice tespit ederek önüne geçmek mümkün”

molavitrin emre insaat
Tasarım | Enba